Her şey, bir hastane koridorunda kartonların üzerinde uyumaya çalışan çaresiz ailelerin sessiz çığlığıyla başladı. 1998 yılında bir çelik masa, bir sandalye ve sarsılmaz bir inançla temelleri atılan LÖSEV, bugün %94’lük bir iyileşme başarısıyla imkansızı başarıyor.
Nisan sayımızda mutluluğu ararken yolumuz Eskişehir Bölge Koordinatörü Yelda İlker ile kesişti. Bize %94’lere ulaşan iyileşme başarısının tıbbi formüllerini değil, sevgiyle örülen o eşsiz dokuyu anlattı. Anne elinin değdiği salçalardan, Bodrum’un maviliğinde ilk kez denizi gören çocukların çığlıklarına kadar; acının nasıl umuda, mücadelenin nasıl kalıcı bir mutluluğa dönüştüğünü keşfetmeye hazır mısınız?

LÖSEV’in kuruluş hikâyesi, aslında bir “umutsuzluğa dur deme” çabasıyla başlıyor. 1998 yılındaki o ilk adımı ve bu büyük vizyonun arkasındaki temel motivasyonu bizimle paylaşır mısınız?
LÖSEV, 8 Kasım 1998 tarihinde Dr. Üstün Ezer ve beraberindeki idealist bir grup tarafından; bir çelik masa, bir sandalye, iki doktor arkadaş, iki lösemili çocuk babası ve 5.000 liralık mütevazı bir birikimle kuruldu. O yıllarda lösemili çocukların hayatta kalma oranı %20’lerdeydi ve aileler hastane koridorlarında, banklar üzerinde çocuklarını hayatta tutmak için imkânsızlıklar içinde mücadele ediyordu. Hocamız Üstün Ezer’in “Bunu nasıl engelleyebilirim, neler yapabilirim?” sorusu, bugün milyonlarca gönüllüye ulaşan bu devasa iyilik hareketinin temel motivasyonu oldu.
Kuruluşta %20 olan iyileşme oranının bugün LÖSANTE ile %94’lere ulaştığını biliyoruz. Bu devasa başarının mutfağında neler var? Tedavi süreci LÖSEV çatısı altında nasıl işliyor?
Başarımızın sırrı, tedaviyi sadece tıbbi bir müdahale olarak görmememizde saklıdır. Ankara’daki LÖSANTE Hastanemiz, Türkiye’nin en donanımlı tesislerinden biri olarak çocuklarımızı tamamen ücretsiz kabul ediyor. Bir anne ve çocuğu hastanemize girdiğinde, pijamasından terliğine, ilacından kan ihtiyacına kadar her şey tarafımızdan karşılanıyor. Tedavi süreci 1 ila 3 yıl sürebiliyor; bu uzun yolda tıbbi başarımızı, aileye sağladığımız psikolojik ve sosyal desteklerle perçinliyoruz.

Bir çocuğun iyileşmesi kadar, eğitimine devam edebilmesi de gelecekteki mutluluğunun anahtarı. LÖSEV Koleji bu noktada nasıl bir boşluğu dolduruyor?
Biz sadece bir sağlık vakfı değil, aynı zamanda bir eğitim vakfıyız. İyileşen çocuklarımız LÖSEV Koleji’nde kolej statüsünde, servisinden yemeğine ve kırtasiye masraflarına kadar her şeyin ücretsiz sağlandığı bir eğitim alıyorlar. Hastalık nedeniyle eğitimden geri kalan çocukların, akranlarıyla aynı seviyeye gelmesi ve topluma özgüvenli bireyler olarak dönmesi bizim en büyük önceliğimiz.
Ailelerin bu zorlu süreçte yaşadığı maddi ve manevi yıpranmayı en aza indirmek için “Lösemili Çocuklar Köyü” ve “Anne Atölyeleri” gibi projeleriniz var. Bu birimlerin aileler üzerindeki etkisi nedir?
Kanser tedavisi aileyi bütüncül olarak etkiler. Ankara İncek’teki köyümüzde bulunan “Sevgi Evleri”nde aileleri ev ortamında ağırlıyoruz; misafirhanemizde ise bağışıklığı düşük olduğu için çocuğun yanına giremeyen babaları ve kardeşleri konuk ediyoruz. “Anne Atölyeleri”mizde ise annelerimize dikiş dikmeyi öğreterek hem onları rehabilite ediyor hem de ürettikleri ürünlerle kendi ekonomilerine katkıda bulunmalarını sağlıyoruz. Bu, ailenin dağılmasını önleyen ve moral seviyesini yüksek tutan hayati bir destek sistemidir.

Sağlıklı beslenmenin iyileşme sürecindeki rolü yadsınamaz. Doğal tarım faaliyetleriniz ve “LÖSEV Dükkân” aracılığıyla bu döngüyü nasıl yönetiyorsunuz?
Hastalığı yenmek için hayvansal protein ve doğal beslenme şart. Bu yüzden bize bağışlanan arazilerde doğal tarım yapıyor, 81 ilden gelen annelerimizin emeğiyle salçadan pekmeze kadar pek çok ürün üretiyoruz. Bu ürünleri “LÖSEV Dükkân” üzerinden satıyor ve elde edilen geliri yine hastalarımızın ücretsiz tedavilerinde kullanıyoruz. Ayrıca her ay düzenli olarak tüm hastalarımıza hayvansal protein desteği için taze kırmızı et dağıtımı gerçekleştiriyoruz.
Bugün 130 binden fazla hasta ve 9 milyondan fazla gönüllüye ulaşan bu büyük yapıda, toplumsal farkındalığı artırmak adına hangi projeleri yürütüyorsunuz?
Farkındalık bizim için hayat kurtarıcıdır. “İnci Projesi” ile anaokulundan liseye kadar öğrencilerimize, “Fayda Projesi” ile üniversitelerde akademisyen ve gençlere eğitimler veriyoruz. Hatta bu eğitimler sayesinde kendi vücudundaki belirtileri fark edip erken teşhisle hayata tutunan velilerimiz oldu. Ayrıca kurumlarla iş birliği yaparak kanser farkındalığını iş dünyasına da taşıyoruz.

Bağışçıların güveni, LÖSEV’in sürdürülebilirliği için çok kritik. Son dönemde artan dolandırıcılık faaliyetlerine karşı vatandaşlarımızı nasıl uyarmak istersiniz?
Halkımız çok dikkatli olmalı; LÖSEV asla kapı kapı dolaşarak broşür satmaz veya elden nakit bağış toplamaz. Eğer kapınıza gelip vakıf adına para isteyen olursa bu kesinlikle dolandırıcılıktır ve hemen emniyete bildirilmelidir. Bağışlarımızı sadece resmi web sitemiz üzerinden, bankaların bağış butonlarından, IBAN numaralarımızdan, PTT şubelerinden veya 3406 / 1998 kısa mesaj hatlarımızdan kabul ediyoruz.
Nisan sayımızın konusu “Mutluluk”. LÖSEV çatısı altında iyileşen bir çocuğun gözündeki parıltı, bize mutluluğun tanımını nasıl yapar? Son olarak okurlarımıza bu konuda ne söylemek istersiniz?
Bizim için mutluluk, 7 yaşında hasta olarak kapımızdan giren bir evladımızın, 12 yaşında iyileşip diğer çocuklara “Bakın ben başardım, siz de başarabilirsiniz” diyerek moral vermesidir. Bodrum’daki bağış otelimizde ilk kez denizi gören, yüzme öğrenen bir çocuğun kahkahasıdır. Mutluluk, paylaşmaktır; bir çocuğun hayatına dokunarak ona gelecek umudu vermektir. 9 milyon gönüllümüzle biz aslında kocaman bir mutluluk ordusuyuz ve herkesi bu iyiliğin, dolayısıyla bu eşsiz mutluluğun bir parçası olmaya davet ediyoruz.

