Eskişehir’in yerli ve köklü ailelerinden birinin kızı olarak dünyaya gelen Hande Baykul, eğitim hayatının ardından babasının izinden giderek sanayinin tozunu yutan, geleneksel kalıpları yıkan genç bir iş kadını. Bugün sadece aile şirketindeki yöneticilik başarısıyla değil, Türkiye’nin ilk mahalle takımı olma unvanını taşıyan Işıkspor’un yönetim kurulundaki vizyoner duruşuyla da adından söz ettiriyor. Sanayideki “kadın eli” mücadelesinden yeşil sahalardaki yöneticilik tutkusuna kadar uzanan bu samimi sohbette Baykul; azmin, aile bağlarının ve toplumsal değişime öncülük etmenin hikayesini anlatıyor.
Hande Hanım, Eskişehir’den İstanbul’a uzanan eğitim yolculuğunuzun ardından yeniden şehrinize dönüp aile işine dahil oldunuz. Sizi sanayi dünyasına çeken neydi? Ben 1986 Eskişehir doğumluyum; ailemle birlikte bu şehrin kültürünü her zaman içimizde taşıdık. Yeditepe Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünden mezun olduktan sonra, babamın 1981’de kurduğu rulman ve güç aktarma sistemleri üzerine yoğunlaştığı aile şirketimizde çalışmaya başladım. 2011’de Bursa şubemizi kurarak başladığım bu yolculukta, şimdi Eskişehir’de babamla omuz omuza çalışıyoruz. Sanayinin içinde doğmuş biri olarak, teknolojiye ayak uydurarak aile işimizi daha ileriye taşımak benim için bir görevden çok tutkuya dönüştü.

Sanayi denilince akla gelen “erkek egemen” yapıda genç bir kadın yönetici olarak yer almak başlangıçta zorlayıcı oldu mu? Özellikle 2012 yılında Eskişehir’e döndüğümde, eski sanayi bölgesindeki iş yerimizde insanlar beni tuhaf karşılıyordu. Şirket sahibi kızı olmama rağmen, bir müşteriye ne istediğini sorduğumda cevabı bana değil, yanımdaki erkek çalışana verme ihtiyacı hissediyorlardı. Sanırım o dönem “kadın işten anlamaz” algısı çok güçlüydü. Ancak zamanla bu ön yargıyı kırdık. Bizim varlığımız, kadın müşterilerin de sanayi sitesine daha rahat girmesini, kendi işlerini halledebilmesini sağladı.
İş hayatındaki bu değişim sanayideki kadın profilini nasıl etkiledi sizce? Değişim oldukça herkes alışıyor. Eskiden sanayide kadın çalıştırmak veya bir kadın müşterinin oraya gelmesi şaşkınlıkla karşılanırken, bugün ağır sanayide bile kadınların çok başarılı olduğunu görüyoruz. Bu bir fiziksel güç değil, bakış açısı meselesi. Ben sanayi sitesinde kadınların çekindiği o eski ortamın yerini, artık herkesin gönül rahatlığıyla çalışabildiği bir yerin aldığını görüyorum.

Sanayiden yeşil sahalara geçecek olursak; Türkiye’nin ilk mahalle takımı olan Işıkspor’un yönetim kuruluna seçildiniz. Bu sizin için ne ifade ediyor? Işıkspor, 80 küsur yıllık devasa bir gelenek ve Eskişehir’in en önemli kültürel miraslarından biri. Eren Başkan ile daha önce de konuştuğunuz gibi, hem şehrimizin hem de Türkiye’nin ilk mahalle takımı olma unvanını taşıyor. Kırım Tatarlarının bir dayanışma ruhuyla temellerini attığı bu kulübün bir parçası olmak benim için büyük bir onur. Genç bir yönetim olarak, bu geleneği cesaretle geleceğe taşımak istiyoruz.
Ailenizin sporla olan bağı da oldukça derin. Bu arka plan yöneticilik kararınızda ne kadar etkili oldu? Babam 1970’li yıllarda Işıkspor’un antrenmanlarına katılmış, bu kulüpten ders almış biri. Ayrıca hem babam hem de abim yıllarca Eskişehirspor’da yöneticilik ve altyapı başkanlığı yaptılar. Annem ise deplasman maçlarını bile kaçırmayan koyu bir taraftardır. Ben çocukluğumdan beri Eskişehirspor ve Işıkspor ruhuyla, taraftarlık duygusuyla büyüdüm. Eğer ailemde bu vizyon ve tecrübe olmasaydı, belki bugün bu cesareti gösteremezdim.

Işıkspor’un o köklü taraftar yapısını ve mahalle ruhunu yeni nesille nasıl buluşturmayı hedefliyorsunuz? Bizim yönetimimiz gerçekten gençlerden oluşuyor ve hepimizin bu kulüple bir çocukluk hatırası var. Artık sadece maçlara gidip gelmek veya yılda bir gece düzenlemek yeterli değil. Teknolojiyi ve sosyal medyayı kullanarak yenilikçi projeler üretmek, şehrimize yeni futbolcular kazandırmak istiyoruz. Işıkspor’u sadece Kırım Tatarlarının değil; kadınıyla, çocuğuyla tüm mahallelinin ve Eskişehir’in sahip çıktığı bir kulüp haline getirmeyi amaçlıyoruz.
Sanayide olduğu gibi spor yöneticiliğinde de “kadın bakış açısının” fark yaratacağına inanıyor musunuz? Kesinlikle! Kadının elinin değdiği her yer güzelleşiyor. Yönetim kurulumuzdaki arkadaşlarım, bir karar verileceği zaman benim fikrime çok kıymet veriyorlar. Belki de bir kadının daha detaycı ve duygusal bakış açısı, aileleri kulübe çekmek adına büyük bir avantaj sağlıyor. Sporun her alanında; hakemlikte, hocalıkta ve özellikle yöneticilikte daha fazla kadın olmalı.

Son olarak, iş hayatında ve sosyal sorumluluk alanlarında aktif olmak isteyen genç kadınlara nasıl bir mesaj vermek istersiniz? “Buna imkanım yok” ya da “Bu iş erkek işi” diye düşünmemeleri gerekiyor. Hepimiz bu yaşa gelene kadar büyük emekler sarf ediyoruz ve bu emeğin karşılığını şehrimize, ülkemize değer katarak vermeliyiz. Ben aile şirketimizde yakaladığımız o dönüşümü, şimdi spor kulübümüzde de gerçekleştirmek için çalışıyorum. Üretimin ve yönetimin her kademesinde kadınlar kendilerini görmeli; çünkü biz olduğumuz sürece toplum değişecek ve gelişecek.
Öncelikle genç kadınların kendilerine koydukları sınırları yeniden düşünmeleri gerektiğine inanıyorum. “Buna imkânım yok”, “Bu iş bana göre değil” ya da “Bu alan erkeklerin alanı” gibi kalıplaşmış düşünceler çoğu zaman toplum tarafından öğretilmiş sınırlar oluyor. Oysa hayatın her alanında gördüğümüz gibi, azim ve kararlılık olduğunda kadınların başaramayacağı hiçbir şey yok. Önemli olan kendi potansiyelimize inanmak ve karşımıza çıkan fırsatları cesaretle değerlendirmek.

Hepimiz bu yaşlara gelene kadar çok emek veriyoruz; eğitim alıyoruz, kendimizi geliştiriyoruz, hayaller kuruyoruz. Bence bu emeğin en güzel karşılığı, sadece kendi hayatımızı değil bulunduğumuz şehri ve toplumu da güzelleştirecek işler yapmak. İş hayatında başarılı olmak elbette önemli, ancak aynı zamanda sosyal sorumluluk alanlarında da aktif olmak, içinde yaşadığımız topluma katkı sunmak büyük bir değer taşıyor.
Ben kendi hayatımda bunu iki farklı alanda deneyimleme fırsatı buldum. Aile şirketimizde yıllardır süren bir üretim kültürünün içinde çalışırken, teknoloji ve yeniliklerle bu yapıyı daha ileri taşımaya çalışıyoruz. Şimdi aynı dönüşüm ruhunu spor kulübümüzde de hayata geçirmek için çaba gösteriyorum. Çünkü spor kulüpleri de aslında birer sosyal sorumluluk alanı; gençlerin hayatına dokunan, onları bir araya getiren ve topluma aidiyet duygusu kazandıran çok önemli yapılar.
Genç kadınlara söylemek istediğim en önemli şey şu: Kendinizi hayatın her alanında görmeye cesaret edin. Üretimde, yönetimde, teknolojide, sanayide, sporda… Nerede olmak istiyorsanız orada yer alabileceğinize inanın. Çünkü kadınların bulunduğu her yerde bakış açısı değişiyor, empati artıyor ve toplum daha dengeli bir şekilde gelişiyor.
Bizler var oldukça, üretimin ve yönetimin her kademesinde söz sahibi oldukça, toplum da doğal olarak değişecek ve gelişecektir. Bu yüzden genç kadınların hayallerinden vazgeçmemelerini, kendilerine güvenmelerini ve ellerinden gelen her alanda iz bırakmaya çalışmalarını çok kıymetli buluyorum.
