Tolstoy’un Bisikleti

Kışın ağır geçtiği bir yılın ardından gelen bahar bile Rusya’yı ısıtamıyordu. Toprak çözülmüş, yollar çamura bulanmıştı ama havada hâlâ bir ağırlık vardı. O ağırlık sadece mevsimden değildi.

Lev Tolstoy artık yaşlı bir adamdı. Sakallarının beyazlığı yüzüne değil, ruhuna yerleşmişti. Dünya onu büyük bir yazar olarak tanıyordu. Ama o günlerde, kendi içinde yalnızca bir baba olarak kalmıştı.

Küçük oğlu Vanichka’nın ölümü, Tolstoy’un içindeki sessizliği büyütmüştü. Daha önce yazdığı hiçbir cümle, hiçbir düşünce, hiçbir inanç bu boşluğu dolduramıyordu. Kalabalıklar içinde alkışlanan bir adamdı ama kendi içinde yankılanan tek şey, eksilen bir sesin hatırasıydı.

Bir süre sonra Moskova’ya gitti.

Şehirde yeni bir merak vardı. İnsanlar iki teker üzerinde ilerlemeye çalışıyor, düşüyor, kalkıyor, tekrar deniyordu. Bu garip aletin adı bisikletti. Tolstoy onları izledi. Uzun uzun.

Düşenleri, gülenleri, vazgeçmeyenleri…

O görüntüde, uzun zamandır görmediği bir şey vardı: deneme cesareti.

Kalabalıktan biri Tolstoy’un yanına yaklaştı, elini bisiklete doğru uzatarak sordu: “Denemek ister misiniz?”

Bu soru, dışarıdan bakıldığında çok basitti ama bisikletle ilgili değildi.

Bu soru aslında şuydu: “Hâlâ yaşayabilir misiniz?” “Hayata yeniden başlayabilir misiniz?” “Tekrar hissetmeyi dener misiniz?”

Tolstoy kısa bir an durdu. Sanki kendisine sorulan şey, bir denge meselesi değil bir varoluş meselesiydi. Başını kaldırdı. Gözlerinde yorgunluk vardı ama içinde sönmemiş küçük bir kıvılcım da ve hafifçe, neredeyse ironik bir kabullenişle gülümsedi: “Evet,” dedi.

“Deneyelim bakalım… hâlâ yaşıyor muyum?” 🚲

İlk deneme… Düştü.

İkinci deneme… Yine düştü.

Etrafındakiler gülümsüyordu. Bu gülümsemenin içinde bir şüphe vardı:  “Bu yaştan sonra…”

Ama Tolstoy o gün başkalarının cümlelerini duymamayı seçti. Tekrar bindi. Tekrar denedi.

Ve bir an geldi… 

Pedal döndü, Bisiklet ilerledi ve Tolstoy’un yüzünde yıllardır kayıp olan bir şey geri geldi: Sebepsiz bir mutluluk.

Sonra bu bir alışkanlık oldu.

Yasnaya Polyana’da sabahları pedal çevirdi. Bahçede, ağaçların arasında, köy yollarında… Onu görenler şaşırıyordu. Rusya’nın en büyük yazarı, çocuk gibi bisiklet sürüyordu. Ama o artık büyük bir yazar olmaya çalışmıyordu. Sadece yaşayan bir insandı.

Acı geçmedi, oğlu geri gelmedi ama Tolstoy şunu fark etti: Hayat, eksiklerle de devam edebiliyordu.

Ve insan yeniden başlamayı seçebiliyordu.

Yıllar sonra bu hikâye anlatılmaya başlandı. Önce küçük bir bilgi olarak: “Tolstoy 67 yaşında bisiklet öğrendi.” Sonra bu cümle büyüdü, insanların hayatına dokundu ve bir metafora dönüştü.

🚲 Tolstoy’un Bisikleti

Artık bu bir hikâye değil, bir hatırlatma.

Bir gün sen de bir şeyin karşısında duracaksın.

Belki çok isteyip hiç başlayamadığın bir şeyin…
Belki korktuğun için ertelediğin bir hayalin…
Belki de “artık geç” dediğin bir başlangıcın…

Ve içinden şu cümle geçecek: “Şimdi mi?”

İşte tam o anda…

Tolstoy’un bisikleti sana şunu söyleyecek: “Evet… şimdi.”

Çünkü mesele yaş değil, Mesele zaman değil, Mesele ilk pedalı çevirecek cesareti bulmak.

Bazı hayatlar geç kalındığı için değil, hiç başlanmadığı için yaşanmaz.

Tolstoy başladı, 67 yaşında.

Senin bahanen ne? 🚲