Frigler; kayayı tapınağa, yolu ritüele, manzarayı inanca dönüştüren mitleriyle Anadolu’nun hafızasında derin izler bırakmış köklü bir medeniyet. Bu yüzden tarih sahnesine çıktıkları andan itibaren “ilkler”le anılmaları şaşırtıcı değil. Çünkü bu topraklarda kimseler yokken onlar vardı; geliştirdikleri kültür, ürettikleri semboller ve mitolojileriyle binlerce yıl sonrasına uzanan bir anlatı bıraktılar.
Kent Dergi’nin bu sayısında “Eskişehir’in İlkleri”ni ele alırken yolumuz ister istemez Frig Vadisi’ne düştü. Biz de bu kadim coğrafyayı, Üçlerkayası Frig Kültürü Derneği Başkanı Tanju Tetik eşliğinde, vadinin kalbinde yer alan Yazılıkaya’ya doğru yürüyerek dinledik.
Yazılıkaya, uzaktan görünmeye başladığı anda insanı hayrete düşüren, sessiz ama güçlü bir heybet taşır. Yüzlerce yıl önce, tepeden oyularak bir inanç uğruna inşa edilmiş olması insana “sanki tarihin başından beri buradaymış” hissi verir. Üzerindeki yazıtlar ve semboller hâlâ gizemini korur; çözülememiş her iz, vadinin içinde yeni bir hikâye olarak bekler.

Tanju Bey’in anlattığına göre Frigler, uzak köylerden ve üç farklı rotadan gelerek bu anıtta Ana Tanrıça Kybele’ye ibadet ederdi. Yazılıkaya’nın solundan başlayan tören yolu da tam olarak bu kutsal yürüyüşün izlerini taşır. Yürüdükçe yerde ve kayalarda açılmış küçük oyuklar göze çarpar. Bunlar doğal değil; Friglerin bilerek açtığı sunu oyuklarıdır. Şarap bu oyuklara dökülür, yol kutsanır, niyet toprağa ve taşa bırakılırdı. Şarap toprağa karıştıkça mekân arınır, ritüel devam ederdi. İşte bu yüzden burası bir “yol”dan çok, bir “tören”dir.
Bu kutsal güzergâh boyunca kaya mezarları uzanır. Mezarların içindeki raf benzeri oyuntular, Friglerin ölülerini günlük eşyalarıyla birlikte uğurladığını gösterir. Onlar için ölüm bir son değil, başka bir yolculuğun başlangıcıdır. Yol yükseldikçe Sümbüllü Anıt’a ulaşılır. Tanju Bey burada Frig mezar mimarisinin anlamını anlatır: Taşa işlenen her oyuk, unutulmamak için bırakılmış bir hafıza izidir.

Ardından karşımıza merdivenli sarnıçlar çıkar. Kurak zamanlarda yaşamı sürdürebilmek için inşa edilmiş bu yapılar, Friglerin doğayla kurduğu dengeli ilişkinin sessiz kanıtlarıdır. Ahşap merdivenlerle ilerlerken gün batımı manzarası, Friglerin bu coğrafyayı neden seçtiğini daha iyi anlatır. Seyir terasını geçince Küçük Yazılıkaya’ya varırız. Tanju Bey, buranın daha yerel ve içe dönük ritüeller için kullanıldığını; birkaç kilometre ötedeki Kırk Gözlü Kaya’nın ise barınma ve savunma amacı taşıdığını aktarır.
Yazılıkaya’dan başlayıp tören yoluyla daire çizen rota, bizi Kırk Gözlü Kaya’ya getirir. Tanju Bey gülümseyerek aşağıyı ve yukarıyı işaret eder:
“Ölüler aşağıda, yaşam yukarıda… ama aynı taşın içinde.”
Frigler için yaşamla ölüm birbirinden kopuk değildir; aynı vadide, aynı kayada, yan yana durur.

Burada kısa bir mola verdiğimizde Tanju Bey’e şu soruyu yönelttim: “Peki Friglerin ilkleri nelerdi?”
Anlattıkları, bu medeniyetin neden hâlâ konuşulduğunu açıkça gösteriyordu: Tarihin bilinen ilk müzik yarışmaları, çocuk oyuncakları, çorap üretimi, fibula adı verilen çatal iğnenin keşfi, yerleşim alanları içinde tuvalet ve banyo düzenekleri… Ve elbette Frig başlığı.
Ucu öne doğru eğik bu başlık, Friglerden günümüze kalan en çarpıcı simgelerden biri. Zamanla anlamı coğrafyaları aşmış; Fransız İhtilali’nde özgürlüğün simgesi olmuş, bugün hâlâ Fransa’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar pek çok ülkede hürriyetle anılır. Frig toplumunda ise bu başlık aynı zamanda bir sınıf göstergesidir: Halk beyaz başlık takarken, soylular kırmızı Frig başlığıyla toplumdaki yerlerini belli ederdi.
Friglerin hikâyesi elbette burada bitmiyor. Bu yürüyüş, bizim için sadece bir gezi değil; bir medeniyetle tanışmanın ilk adımıydı. İlerleyen sayılarda Tanju Bey ve farklı uzmanlarla Frigleri, bu vadinin sakladığı diğer “ilk”leri ve henüz anlatılmamış hikâyeleri konuşmaya devam edeceğiz.

Çünkü Frig Vadisi’nde yürürken anlıyorsunuz ki; burada taş susmaz, yol sadece geçilmez. Her adımda geçmiş, bugüne bir şey fısıldar. Ve insan, o fısıltıyı duymayı öğrendiğinde, tarihin aslında hâlâ yaşadığını fark eder.
Efsaneye göre, “sisler arkasındaki gizemli ülke” Frigya’da, Tanrı Apollon ile kırların tanrısı Pan arasında bir müzik yarışması düzenlenir. Kral Midas, bu yarışmada jüri olarak atanır. Apollon lirini kusursuz bir şekilde çalarken, Pan kavalını daha doğal ve samimi bir ezgiyle üfler.
Midas, Apollon’un teknik üstünlüğü yerine Pan’ın müziğini daha çok beğendiğini açıklar. Buna öfkelenen Apollon, “Güzel müziği ayırt edemeyen bu kulaklar ancak bir eşeğe yakışır” diyerek Midas’ın kulaklarını eşek kulağına çevirir. Kral Midas, halkından utandığı için bu kulakları gizlemeye karar verir. İşte Frig Başlığı, tam bu noktada devreye girer. Midas, ucu öne doğru eğik olan bu kumaş başlığı kulaklarını tamamen örtecek şekilde kafasına geçirir ve onu hiç çıkarmaz. Halkı bu başlığı yeni bir moda sanırken, Midas aslında büyük sırrını bu kumaşın altına gizlemektedir.

Midas’ın sırrını bilen tek bir kişi vardır: Berberi. Berber bu sırrı kimseye söyleyemez ama içinde tutmaktan da çatlayacak hale gelir. Sonunda ıssız bir yerdeki bir kuyuya (veya çukura) eğilerek “Midas’ın kulakları eşek kulakları!” diye bağırır. Ancak o çukurun yanındaki kamışlar rüzgârla sallandıkça bu fısıltıyı dünyaya yaymaya başlar: “Midas’ın kulakları eşek kulakları…” Sonunda tüm Frigya ve dünya bu sırrı öğrenir.
Frig başlığı, zamanla sadece Midas’ın bir aksesuarı olmaktan çıkıp halk arasında yaygınlaşmış ve bölgenin simgesi haline gelmiştir. Antik Roma’da özgürlüğüne kavuşan kölelere bu başlık giydirilmiş; böylece başlık, Midas’ın sakladığı “kusurun” yerini “hürriyetin” aldığı evrensel bir sembole dönüşmüştür.
Peki, Şirinleri bilir misiniz? Hani şu ormanlarda yaşayan, her biri farklı bir kişiliğe sahip küçük mavi yaratıkları…. Şirin Baba’nın ve tüm köyün başında gördüğümüz o ikonik şapka, aslında Midas’ın kulaklarını gizlediği o meşhur Frig Başlığıdır.
Bu başlık zamanla sadece bir giysi olmaktan çıkıp, Fransız İhtilali döneminde özgürlüğün simgesi haline gelmiştir. Bugün hala Fransa, İtalya, İspanya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi pek çok ülkede hürriyeti temsil eden bir nişane olarak kabul edilmektedir. Hatta o kadar evrensel bir semboldür ki, 2024 Paris Olimpiyat Oyunları’nın maskotu bile bu kadim Frig başlığıydı. Frigya medeniyetinde halkın beyaz, soyluların ise kırmızı renkte taktığı bu başlık, binlerce yıl ötesinden gelip modern dünyanın özgürlük haykırışına eşlik etmeye devam ediyor.
Kimin bilir, belki de vadiyi gezerken Tanju Tetik’in hatırlattığı o eski masal gerçek olur; eğer uslu bir çocuk olursak bir gün biz de onları görebiliriz.

